Kendi Yuvanı Örmek: Başkalarının Aynasında Kaybolan Sezgiler
Herkes senin hakkında bir fikir belirttiğinde —özellikle bilincin ve kendini anlama çağının eşiğinden geçtiğin dönemlerde— söylenenlerin iyi ya da kötü olmasının pek bir önemi kalmıyor; bir süre sonra sen, o tanımlanan kişi oluveriyorsun. Herkesin sana baktığı bir açı, seni yerleştirdiği bir seviye var. Üstelik onların nereden baktıklarını anlayamasan ya da senin gerçekte nerede durduğunu kavrayacak bir derinlikte olmasalar bile bu durum değişmiyor.
Gözlerinde seni sadece anlık tepkilerin tanımlıyor. Etkinizin bile olmadığı bir durumda, yetkinliğinizi sorgulamadan hemen başarısızlığınız için teselli etmeye başlıyorlar. Kendi yaşanmışlıkları ve geçmiş deneyimleriyle size hazır bir kılavuz olmaya öyle istekliler ki... Hep senin yaşadıklarını daha önce yaşamış biri mutlaka bulunuyor; ya da yaşadığın şeylerin asıl sebebinin sen olduğuna dair nasihatleri birer kelepçe gibi bileklerine geçiriveriyorlar.
Kimse durup sormuyor: Ne hissetti? Nasıl yaşadı? Ne gördü? Gerçekte neyi isterdi? Buna yatkın mıydı? Ne öğrendi ve en önemlisi: Neden? Bu sorular asla sorulmuyor; çünkü onlar zaten bu yoldan geçmiş birilerini tanıyorlar ve sonucu peşinen biliyorlar.
İşin ironik yanı, bahsettiğim bu toplum tek tek bireylerden oluşuyor ve birey olarak kimse başkasına benzemek, başkasının yolundan yürümek istemiyor. İnsanlar bireysel kimlikleri ile toplumsal davranışları arasında bambaşka varlıklara dönüşüyorlar. Kendileri de geçmişte aynı kalıplara maruz kalmış, hatta bundan dert yanmış olmalarına rağmen, dönüp sizi de aynı yargı mekanizmasının içine çekmekten geri durmuyorlar.
Kuşun Yuvası ve Kaybolan İlkel Bilgelik
İnsanın kendini tanımasını ve inşa etmesini, bir kuşun yuva yapmasına benzetiyorum. Siz hiç bir kuşun yuva yapmasına yardım edebildiniz mi? Cevap çok basit: Hayır.
Kuş, geleceğini ve yaşamını geçireceği yeri kurarken yüksekleri seçer. Bir sürü çeşit dal, çalı çırpı ve bazen bizim bakıp da anlam veremediğimiz onlarca farklı parçayı bir araya getirir. Ama her bir çöpün bir anlamı, bir görevi vardır; o yuvayı ve yavruları güvende tutmak. Kuş elbette mimarlık bilmez; bunu yaparken evrimsel süreçte DNA’sına işlenen hafızayı ve saf sezgilerini kullanır.
Biz insanların da doğuştan bu sezgilere sahip olduğuna, hatta birçok sezgiyle donatılarak dünyaya geldiğimize inanıyorum. Fakat konuşma becerimizin gelişmesi ve ardından gelen öğrenme süreçleriyle birlikte, bu sezgisellik yavaş yavaş yerini toplumu taklit etmeye bırakıyor. Bugün aklı ve egosuyla koca bir dünyayı tüketen insanın, kaybettiği o sezgiselliğe geri dönebilmek için türlü inanışlar, ritüeller, "kâmil insan olma" ya da "kalp gözünü açma" çabaları denemesi ne kadar ironik...
Belirli bir yaşa kadar aslında biz de farkında olmadan, tıpkı o kuş gibi kendimize bir kalkan kişilik, bir yuva kurmaya çalışıyoruz. Tabii dışarıdan gelen o yoğun manipülasyona direnip başarabilirsek. Kendi cümlelerinizi, içgüdülerinizi ortaya koymak istedikçe sizi kendi kalıplarına dönüştürmeye çalışanlar yüzünden; kendinizi kocaman bir boşluğun ve soru işaretleriyle dolu bir kuyunun içinde bularak hayata başlamak zorunda kalıyorsunuz.
Hayat Duvarına Çakılan Çiviler
Kelimelerin gücüne ve sihrine inanırım; duaların da büyülü sözlerin de kelimelerle yapılmasındandır belki. Bu yüzden söylediğimiz her söz, karşımızdakinin hayat duvarına çakılan bir çivi gibidir. İster sonradan değiştirmek isteyin, ister özür dileyip geri alın; çiviyi çıkarsanız bile bıraktığı iz daima orada kalır.
Elbette bir arada yaşamak, topluma ve kurallara ayak uydurmak önemli. Ancak asla dolmayan o toplumsal beklentileri doyurmak için harcadığınız insan enerjisini bir kez daha düşünün. Ortaya çıkan "siz"in toplumun normlarına göre kusursuz, mükemmel eğitimli ya da ideal güzellikte olmasına gerek yok. Sürekli pompalananı arzularken gerçekte neye ihtiyacınız olduğunu hissedemez hale geliyorsunuz; hep bir tamamlama arayışı içinde kaybolup gidiyorsunuz.
"Başkalarının ayakkabısıyla yürürken onların hızıyla ilerler, onların yolundaki manzaraya razı olursunuz."
Kendi hislerinizin size söylediklerini duyabilmek için önce o ayakkabıları çıkarıp kendi ayaklarınızı yere basmalısınız.
Bilgi şeker gibidir; birçok formu vardır ve her yerde kullanılır. Bazısı doğal, bazısı sentetiktir. Dışarıdan hepsi aynı amaca hizmet ediyor gibi görünse de, yakından baktığınızda her birinin bedende ve ruhta bıraktığı sonuçlar bambaşkadır.
Bünyenize aldığınız bilginin farkında olun; ne az tüketin ne de fazlasına kapılın. Ve en önemlisi: Size o şekeri kimin ikram ettiğine her zaman dikkat edin.